15 Temmuzun uluslararası boyutuna ilişkin ilk makalemizde bahsedilen konulara ilave olarak, sosyal medyada verilen cevaplara, yorumlara ve konu ile ilgili olarak daha önce yazılanlara göz atınca karşımıza devasa boyutlarda bütçesi olan bir film ve o filmin figüranları, aktörleri, yardımcı aktörleri ve yönetmenleri çıkıyor. Tabii aklımıza aşağıdaki cümleyi nirengi noktası yapıp bir kez daha o cümlenin arkasındaki yükleme odaklanmamız gerekiyor. Kişiler, hele bir de ciddi makamları işgal ediyorlarsa söz-kader döngüsünde içten içe sakladıklarını “gizli özneli/yüklemli” bir biçimde ifade etme gayretinde olurlar. Bunu unutmamak lazım.

İngiltere’nin yeni istihbarat şefi ve 15 Temmuz 2016’da Türkiye Büyükelçisi Richard Moore’un “Türkler komploları seviyor. Oysaki biz ülkenizi bölmek istemiyoruz,” ifadesi çok önemli. Bizi gerçekten iyi tanımış bir insanın sözü gibi masum ve sempatik bir havası var. Ben bu cümleyi ilk okunduğumda, kendisinin ve ülkesinin 15 Temmuz’a olan etkileri bir gün ortaya çıkarsa kaygısıyla, bize şimdiden “ Bunlar komplo hikâyeleri”  dedirtmeye mi çalışıyor, diye sorası geliyor insanın.

15 Temmuz’da oldukça fazla hareket eden, bir nevi mekik dokuyan o zamanın büyükelçisi, şimdinin istihbarat şefinin İstanbul-Ankara-Muğla ve Marmaris-Ankara arasında adeta zamanla yarışır bir şekilde hareket etmesi evet, artık bir gariplik  olarak algılanmalı.  Konu, büyükelçinin bizim için ortaya koyduğu ve  sığdırmamızı istediği “ komplo”  kâsesinden çok büyük. Bugün böylesi büyük bir komplonun şehitleri, mağdurları haksızlığa uğrayanları varken “ komplo”  kâsesi hem çok küçük kalır, hem yaşanan acılara ciddi saygısızlık olur. Kadim bir devletin ve dünya siyasetindeki başat aktörlerden birinin bu topraklarda yaşanan acılardan ve dökülen gözyaşlarından payına düşeni almayacağını zannetmek de büyük bir yanılsama olur.

15 Temmuz ve uluslararası boyutu, bu köşede yazılmadan çok önce, Kerim Has’ın, büyükelçi ile ilgili tespitleri ve sorguladığı konular oldu. Hepsi de birbirinden önemliydi. Kraliçenin şövalyelerinden diyebileceğimiz veya en azından böylesi bir tabirin üzerinde iğreti durmayacağı iki kişiden birisi de Hulusi Akar’dır. Akar’ın, Nisan 2016’daki gizemli İngiltere ziyareti ve Büyükelçiye açıkça yönelttiği soru önemli: “Gülenciler için, ilk ve tek olarak darbenin arkasında olduklarını ifade etmenize rağmen onların sığınma taleplerini karşılıyorsunuz ve yine ülkemde hazırlanan rapor da senin söylediğinin aksini söylüyor,” anlamındaki sözleri ile “Kim yalancı”  şeklinde bir soruyu da muhatabına yöneltmişti.

Ardından Adem Yavuz Arslan, İngiliz vatandaşları ile ilgili, gene büyükelçinin 15 Temmuz’dan hemen iki gün sonra adeta koşarak Marmaris’e gitmesi ekseninde Erdoğan’la aynı otelde olan İngiliz vatandaşları hakkında bir makale kaleme aldı.

Aslına bakılırsa “15 Temmuz ve Sizin Çocuklar Başardı” başlıklı makalemizde büyükelçi üzerinden yan yana getirmeler yaparak bir sorgulama yapmıştık. Yapmıştık ama işler bu hali ile eksik kalmıştı. Her birimizde bulunan ve yeri gelince ortaya çıkan bilgi kırıntılarının ne kadar değerli olduğunu göz önünde tutarak, sosyal medyada ekran görüntüsünü alıp da bir yerde saklayan kullanıcıların emeklerine saygı ile bu işin daha da büyük ve kapsamlı bir film olduğunu bir kez daha yazmak lazım. İşte o kırıntıların yan yanası:

  • Öncesi; 15 Temmuz’dan dört ay önce Hulusi Akar’ın İngiltere ziyareti. 80 darbesinin Tahsin Şahinkaya’sı misali darbeden önce mevkidaşı ile sabah kahvaltısı gibi. Akar’ın gezisinin bir günlük programı kayıp. Kiminle kahvaltı yaptı ki acaba?
  • Ardından; 15 Temmuz’dan bir gün önce büyükelçinin Ömer Çelik’i ve Faruk Özlü’yü ziyareti. Bu ziyaretler için sakın “Ne olmuş ki,” demeyin. “Altı üstü bir ziyaret,” demeyin. Çünkü her küçük hamle aslında büyük hamlenin köşe taşı olmuş, 15 Temmuz için.
  • Sonrası?  Sonrası malum. Büyükelçi, tıpkı 15 Temmuz’da darbeci olarak yargılanmayan üst düzey askeri zevat gibi Ankara’da değil de İstanbul’da yemekte. 15 Temmuz gecesi İran Dışişleri Bakanı gibi, hem Çavuşoğlu ile hem de ülkesinin yetkilileri ile yakın temasta, an be an gelişmeleri takip ediyor. 16 Temmuz’da Ankara’ya dönüyor. 17 Temmuzda Erdoğan’ın kaldığı otelde inceleme yapmak maksadıyla Marmaris’e gidiyor. Marmaris’e gidişini ise bizzat kendisi anlatıyor. Otel sahibi ile görüştüğünü, incelemelerde bulunduğunu kendisi söylüyor. Ne kadar garip! Belki de onun için ne kadar da anlamlı! Oradan tekrar Ankara’ya dönüyor. 19 Temmuz’da İngiltere’den gelen bir bakanla TBMM’yi geziyorlar ve Binali Yıldırım’ı ziyaret ederek desteklerini ifade ediyorlar.

Bu kadar ziyaret ve geziden sonra televizyonda akıcı Türkçesi ile, ki burası da bencileyin çok garip, 15 Temmuz, İngiltere ve kendisi hakkında sempatik beyanlarda bulunuyor. Türkçe bilmesini yadırgamadım, saygı duydum, ama aynı zamanda sorguladım. Büyükelçinin dediği gibi “komploları”  çok severiz. 

Buraya kadar yan yana gelenlere önemli bir ilave, “suikast timi” meselesi. Sadece değinip geçelim. Zira meraklıları sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımlardan yeterince bilgiye ulaşabilirler. Ve yan yanalarımıza, İngiliz turistlerin basına çok yansımayan durumlarını da ilave etmek bütünlük açısından faydalı olacak.

Büyükelçinin alelacele Marmaris’e gitmesini anlamlandırma faaliyetimiz bizi çok mu “Komplo  sever”  yapar, kestiremiyorum.

İngiltere ekseninde Erdoğan’ın Ortadoğu için önemi herhalde onu bütün Ortadoğulu liderlerden daha kıymetli yapmaktadır. Ortadoğu’da maalesef kargaşa ve kaos, Erdoğan’la özdeşleşmiş durumda. Bu da o topraklarda en çok iki ülkeye yaramakta ki bunlardan birisi İngiltere. Erdoğan’la birlikte Katar Sevdası da aynı tezgâhın ürünüdür. Katar, İngiltere ile aynı anlama gelir ki, bu cümle kaba hali ile Büyük Britanya İmparatorluğu’nun etki alanının bir göstergesidir.

15 Temmuzla ilgili olarak yüzlerce sonuç çıkartılabileceğinin farkındayım. Yine de bu yazının bir sonucu nev’inden 15 Temmuz için yönetmen-senarist koltuğunda kadim bir senarist ve yönetmen olarak Büyük Britanya İmparatorluğu’nun oturduğunu yazsak çok mu fazla gelir? Veya büyükelçinin dediği gibi, komplo sevdamız mı nüksetmiş olur. Peki, bu filme yönetmen-senarist bulduk diyelim, uluslararası tetikçi rolünü kime vereceğiz? Bu topraklarda hiç bitmeyen arzusu olan kadim tetikçi bir ülke. Bulabilir miyiz?

Sonsöz: 

Bu okuduklarımızın hepsi bir Komplo Teorisi ve biz Komplo teorilerini severiz. Tıpkı Richard Moore’un dediği gibi. Bir de anlayabilsek!

Cevap Yaz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz