Bir nörolog ve psikiyatr olan Viktor Emil Frankl 1942-1945 yılları arasında Auschwitz ve Dachau’daki Nazi toplama kamplarında yaşamış, İnsanın Anlam Arayışı adlı kitabında tanık olduğu işkenceleri ve yaşadığı olayları kendi kuramı (Logoterapi) doğrultusunda anlatmıştır. Frankl, milyonlarca tutuklunun tekrar tekrar yaşadığı kişisel deneyimlerin bir özeti olarak bu kitabı sunmuştur.

Kitabın bir bölümünde Kapo’lardan bahseder. Kapolar özel ayrıcakları olan ve vekil olarak hareket eden tutuklulardır. Kapolar hiç bir zaman aç kalmamışlar ve aslında birçokları da toplama kamplarında, yaşamlarının önceki dönemlerinden daha iyi bir yaşam sürmüşlerdir. Kapoların kamplardaki tutuklulara, gardiyanlardan daha katı davrandıkları ve SS adamlarından daha acımasızca dövdükleri kayıtlar arasındadır.

Kapo olarak görevlendirilmek üzere tutuklular arasından kişiliği uygun olanlar seçiliyor ve bekleneni yapmadıkları takdirde görevden alınıyorlardı. Tutuklular açısından en acımasız, en hayvani olanlar bu iş için seçiliyorlardı. Peki bazı insanlar neden kendileri gibi tutuklu oldukları halde başka tutuklulara işkenceye varan kötü muamelerde bulunmuşlardır?  

Milgram’ın İtaat Deneyi

Milgram, bir Yahudi olarak çocukluk yıllarında Avrupadaki Yahudilerin yaşadığı olumsuz yaşantılarına tanık olmuş ve insanların başkalarına zarar vermesindeki nedenlerini araştırmıştır. İnsanları belirli bir sosyal grubun parçası olarak ve birbirlerine eşit olarak tanımlamıştır. Fakat bazı durumlarda üst statüde olduğu kabul edilen yada güç sahibi olan kişilerin emir ve isteklerine   uyulduğundan bahseder. Peki insanlar yerine göre kendi düşünce ya da ahlaki değerlerine uymayan emirlere neden itaat ederler ve bu itaatin bir sınırı var mıdır, sorularına cevap aramıştır.

Milgram tarafından bu deneyi gerçekleştirebilmek için gazete ilanıyla gönüllü katılımcılara ulaşılır. Katılımcılara cezanın öğrenme ve hatırlama üzerindeki etkisinin incelendiği bir araştırmaya katıldıkları söylenir. Deney başlamadan önce kura ile öğretmen ve öğrenci seçileceği açıklanır. Ancak ikinci katılımcının deney grubunda “iş birlikçi” olduğu gizli tutulur ve dolayısıyla gerçek katılımcının öğretmen rolünü seçmesi sağlanır. Öğrenci ve öğretmen birbirlerinin sesini duyabileceği ancak birbirlerini göremeyeceği farklı bir odaya yerleştirilir. Deney boyunca otoriter figürü temsil eden ve disiplinli ve oldukça sert görünen deney gözlemcisi, öğretmenin yanında yer alır. Öğretmenin öğrenciye, öğrenmesi için sözcük listeleri bildirdiği ve öğrenemediği sözcükler için de ceza olarak elektro şok uygulaması gerektiği söylenir. Katılımcının (öğretmenin) acıyı öngörebilmesi için de gerçek olarak kırkbeş voltluk bir elektro şok uygulanır. Deney boyunca öğretmen sözcükleri öğrenip öğrenmediğini kontrol eder ve her yanlış cevapta öğrenciye, bağlı olduğu makine ile her seferinde artan miktarlarda elektro şok uygular. Aslında herhangi bir elektroşok uygulanmamaktadır, ama önceden yerleştirilen bir ses yayın cihazı vasıtasıyla şok seviyesine karşılık gelen çığlık sesinin çalınması sağlanır. Denek eğer deneyi durdurma isteğinde bulunursa, sert olan gözlemci tarafından; “Lütfen devam edin. Deney için devam etmeniz gerekiyor. Devam etmeniz kesinlikle önemli. Başka seçeneğiniz yok devam etmek zorundasınız.” gibi telkinlerde bulunulur.

Milgram’ın itaat deneyinden iki sahne

Denek eğer dört uyarıdan sonra hala durmak istediğini ifade ederse deney durdurulur. Aksi durumda en yüksek şok olan dörtyüzelli voltu üç kez art arda uyguladıktan sonra deney tamamlanır.

Milgram’ın İtaat deneyindeki sonuç oldukça korkunçtur. Katılımcıların yüzde altmış beşinin en yüksek voltajı uyguladıkları görülür. Katılımcılardan hiçbiri üçyüz volt seviyesinden önce şok uygulamaktan vazgeçmez.

Milgram deney sonuçlarını 1974 yılında İtaatin Teknikleri isimli çalışmasında özetlemiştir:

 “İtaatin hukuksal ve felsefi açılardan devasa önemi bulunmaktadır, ancak bunlar çoğu insanın somut durumlarda nasıl davrandığı konusunda fazla bilgi vermez. Yale Üniversitesinde sıradan bir insanın sadece bir deney bilimcisinden aldığı emirle başka bir insana ne kadar acı çektireceğini ölçmek için basit bir deney düzenledim. Katılan deneklerin güçlü vicdani duyguları ile saf otoriteyi çeliştirdim ve kurbanların acı dolu çığlıklarının eşliğinde genellikle otorite kazandı. Yetişkin insanların, bir erk makamının komutası doğrultusunda her şeyi göze almakta gösterdikleri isteklilik, çalışmamızın acilen açıklama gerektiren en önemli bulgusudur.  Sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme işleminin bir parçası olabilmektedirler. Yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.”

Günümüzde yaşanmakta olan ve işkenceye kadar varan süreçler de otoriteye boyun eğme ve itaat kavramlarıyla açıklanabilir. Milgram’ın da bahsettiği sıradan insanlar bile otoriteye itaat edip, kendi değerleri ile bağdaşmayan davranışlar sergileyebilmektedir. Yetişkin bir bireyin kendisini,  hayati ve insani değerlerini sorgulamadan, almış olduğu hukuksuz ve insanlık dışı emirler doğrultusunda harekete geçip, karşısındaki insanın bedensel ve ruhsal bütünlüğüne tacizde bulunması bu deneyle bir nebze olsun açıklanmıştır. Fakat yine de üzülerek söylemeliyim ki bazen otoriteye itaat duygusuyla da değil, kendisini bizzat otorite yerine koyan kişileri görünce bu durumu açıklamakta zorlanıyorum.

Bu yıkıcı sonuçların yaşanmaması için etkili bir psikolojik sağlamlığa, güçlü bir iradeye  ve insan hakları değerlerini bilmeye fazlasıyla ihtiyaç var.

Cevap Yaz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz